.

Çarşamba, Ekim 25, 2006

Eyüp'de Bir Gece #



İftarı nerede yapsak, diye düşünürken birilerinin Feshane motoru diye bağırdığını duyduk. Onlarla birlikte tekneye atladık. Az sonra da tekne Üsküdar’dan Haliç sularına doğru yüzmeye başladı.

Feshane Osmanlı’nın gerileme döneminde fes fabrikası olarak kurulmuş. Batılılaşma çabasındaki 2. Mahmud erkeklere fes giymeyi zorunlu kılmış ve bazı çevrelerde bunun için çok eleştirilmiş. Yenilik olarak getirilen fesin gericiliği çağrıştırması, bazı çevrelerin ise şimdi festen bile geriye gitmenin hayallerini kurması ise oldukça ironik.

Feshane Şenlikleri bu Ramazan da çok popüler. Mehter yürüyüşü, konserler, Hacivat-Karagöz, Kavuklu-Pişikar gösterileri, çocuklara eğlenceler yapılıyor. Osmanlı macuncuları, salepçiler, bozacılar ise Sultanahmet’de olduğu gibi yine her yerde. 2. Mahmud Salonunda fuar alanı kurulu. Daha saatler olmasına rağmen iftar için çadırların dışında hiç yer bulamıyoruz. Biz de rotamızı feshanenin dışındaki Eyüp’e çeviriyoruz.

Kalabalığın arasına karışıp kalabalıkla birlikte sürükleniyoruz. Bir yandan da mistik bir Arap ülkesine gelmişiz gibi şaşkın şaşkın bakınıyoruz etrafa. Heyecanlanıyoruz... Çarşıda, pazarda, türbelerde, camilerde, sokaklarda, çadırlarda, ahşap cumbalı restoranlarda kurulmuş iftar sofralarında yer gök insan dolu. Dua sesleri, pazarlık sesleri, oyun oynayan çocuk sesleri, kestaneci sesleri, satıcı sesleri... Mezarlıkların kenarında yere iftar bezini sermiş, evden tencere yemeğini, çayını getirmiş kalabalık ailelerin sesleri... İftar telaşındaki insanları yara yara teleferiği buluyoruz.

Teleferik geçen sene Piyer Lotti ve Eyüp arasında ulaşımı kolaylaştırmak maksatıyla kuruldu. Bize de Piyer Lotti’ye ilk defa teleferikle çıkmak kısmetmiş. Uzun bir kuyruk sonrası Eyüp’ün üzerinden tepeye yükseliyoruz. Haliç’i, Eyüp Sultan’ı, Feshane’yi uçarak izlemek bir o kadar eğlenceli, altımızda yatan uçsuz bucaksız mezarlıklara bakmak ise bir o kadar tuhaf. Teleferikteki hanım, burda yatanlar hem hiç sıkılmıyor, hem de sık sık gelen geçenin Fatiha’sını alıyorlar, diyor. Düşünüyoruz...

Ölümün bu kadar hayatla içiçe olduğu başka bir an ve yer bulunabileceğini hiç zannetmiyorum. Eyüp’de ölüm ta baştan kabullenilmiş. Hani insan unutur ya günlük telaşı içinde ölüm gerçeğini sonra bir mezarlık görünce ansızın hatırlar ve sarsılır. Burada böyle değil. Eyüp’ün buram buram doğu kokması, Doğu’nun güçlü kader ve ahiret inancı, ölümü de hayatın bir parçası olarak bilmesi belki bunun sırrı. Yoksa mezarlık kenarında neşe içinde iftarını açan insanları anlamak mümkün olmaz.

Meşhur Piyer Lotti kahvesini nihayet görüyoruz. Onca yıllık İstanbullu olarak biraz geç olsa da mutluyum nihayet burayı keşfettiğime. Ramazan sonrası mutlaka kahvaltıya gelmek lazım. Buraya gelip de hayal kırıklığına uğrayanları çok duymuştum ama inanın hiç de öyle değil. Boylu boyunca uzanan Haliç manzarası çok güzel. Sağda Eminönü biraz uzağında Sarayburnu, Sultanahmet çaprazında Karaköy, Galata Kulesi, önünde Sütlüce. Çirkin binalar ve yarım köprüler bu güzelliği gölgede bırakamıyor bile.

Piyer Lotti’nin tepesinde bir otel, SPA’ların atası bir hamam, bakımlı bahçeler, nargile evi ve restaurant var. Aziyade restaurantta iftar için yer buluyoruz. Ve top patlıyor. Haliç yavaş yavaş ışıl ışıl karanlığa gömülürken açık büfeyle midemizi tıka basa dolduruyoruz.

14 Ekim 2006

Tuğba Tarakcı ve Volkan Özçelik

Etiketler:


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 


0 Yorum


Yorum Gönder

Bu iletiye linkler:


Bir Bağlantı Yarat

<< Ana Sayfa







Önceki İletiler

RSS

RSS register icon

Sponsor



Dikkatimi Çekenler

Sponsor