.

Cumartesi, Haziran 16, 2007

Büyük Saray'ın Eşsiz Mozaikleri #



Yedi tepeli İstanbul'un Saray Tepesi'dir Sultanahmet. Her ne kadar Sultanahmet, denilince akla ilk ve tek gelen saray Topkapı Sarayı olsa da, Bizanslılar MS 324 yılında kurdukları başkent Konstantinopolis'un bu bölgesine nice görkemli saraylar inşa etmişler. Hipodrom ve Sultanahmet bölgesinden başlayarak ta Sarayburnu sahiline kadar inen bu saraylar
kompleksinde çeşitli yerleşim alanları, kiliseler, stadyumlar, hipodrom, kütüphaneler, avlular, taht salonları, kaplıcalar ve diğer şeyler bulunuyormuş.

MS 6. yüzyıl'da İmparator 1. Justinyanus'un yaşamış olduğu Büyük Saray bunlar arasında hem en ihtişamlısı, hem de içinde barındırdığı döneminin en nadide mozaikleri ile de dünya çapında bir öneme sahip. 40.000 parça mozaik 1870 metrekare'lik bir
yüzeyde biraraya getirilerek Bizans döneminin günlük hayatı ve mitolojik figürler ve olaylar adeta bir halı gibi nakşedilmiş. 1912 yılında meydana gelen büyük bir yangın sonrası Büyük Saray'ın kalıntıları ve mozaikleri günışığına kavuşmuş. Osmanlı kent dokusunun altında kalan, bu yerin metrelerce altındaki yapı çok uzun süre devam eden kazı ve onarım çalışmaları sonrasında 1997 yılında müze olarak ziyaretçilere açılmış. Büyük Saray'a Sultanahmet Cami'sinden sahile doğru inerken Arasta Çarşı'sının içinde rastlıyoruz. "Büyük Saray Mozaikleri Müzesi" tam olarak da Büyük Saray'ın bulunduğu yerde konumlandırılmış.


Zemin katta kırmızı bir levha ile kapanmış bir girinti görüyoruz. Müze görevlisinin bize verdiği bilgiye göre, bu girinti aslında İstanbul'un yeraltını kapladığı söylenegelen tünellere, dehlizlere inen girişlerinden biri. İstanbul'daki yeraltı labirentlerinin bir söylenceden öte gerçek olduğunu görmek oldukça heyecan vericiydi. Keşke bu dehlizlere girmenin bir yolu olsaydı :)


Hoşuma giden mozaiklerin bir kısmı:


Kaplan Avı

İki saray üyesi uzun av mızraklarıyla kendilerine saldıran bir kaplanla mücadele ediyor.






Çocuğunu Emziren Anne, Geyik ve Yılan

Solda yer alan çocuğunu emziren anne tasviri cennete gönderme yapıyor. Mısır Tanrı'sı Isis'in bereket sembolü olan çocuğu yani Horus'u kucağında tutuşunu anımsatıyor.

Sağda yılan ve ezeli rakibi erkek geyik tasvir edilmiş. Erken dönem Grek inanışına göre erkek geyik nefesiyle yılanı deliğinden çıkarırmış. Yılan salgıladığı zehre bağışıklığı olan geyiğin tüm bedenine tümüyle dolanmış. Erkek geyikse yılanı daha iyi kavrayabilmek için başını öne eğmiş.


Kartal ile Yılan

Antik dünyada sıkça karşılaşılan bu motif ışığın karanlığı yenmesini sembolize ediyor. Yılan kartalın gövdesini tamamen kavramış olsa da onu mutlak yenilgi bekliyor.

Aynı motif Büyük İskender'in dostu Tanrı Hephaistos için 324 yılında Babil'de yaptırdığı anıtsal odun yığınında da, Roma ordularının lejyon amblemlerinde de bulunuyormuş.

Pan'ın Omuzlarında Çocuk Görünümlü Dionysos

Tanrı Dionysos'un Hindistan'daki zafer alayını tasvir ediliyor.

Son dönemde okuduğum büyülü gerçekçilik akımının başyapıtlarından olan "Parfüm'ün Dansı" kitabının ve izlediğim "Pan'ın Labirenti" filminin etkisiyle Pan'a büyük bir ilgi ve merak duymuştum. Sonrasında ona burada da rastlamak beni oldukça şaşırttı ve heyecanlandırdı. Bu nedenle Pan'la ilgili biraz daha derine inmek istedim.

Büyük Pan...

Nedir peki bu Büyük Pan? Ya da kimdir?
Zevk ve bereket tanrısı Pan. İnancın
merkezinde "Tabiat Ana" olan uğurlarında
tapınaklar kurulan adaklar sunulanların
tanrılar değil tanrıçalar olduğu Pagan
çağının güçlü ilahlarından biri.

Pan'ı anlamak için Tom Robbins'in büyülü
gerçekçi bir üslupla yazdığı başyapıtı
"Parfümün Dansı"nı okumanızı tavsiye ederim.

Kitabın ana karakterlerden biridir büyük Pan
ve kesinlikle en eğlencelisidir. Belden
aşağısı bir dağ keçisi, göğsü ve yüzü insan,
başının üzerinde keçi boynuzları olan yarı
insansı yarı hayvansı yaratıktır. Milattan
önceki çağlarda zorlu doğa koşullarında
hayatta kalma mücadelesi veren insanın
özelliklerini taşır: soğuktur çünkü tabiat
çetindir, saldırgandır çünkü tabiat
tehlikelidir, öfkelidir, paranoyaktır çünkü
kendini sürekli olarak tabiattan gelen
tehditlere karşı korumalıdır. Duyuları
özellikle koku alma duyusu gelişmiştir. Pan
aynı zamanda şehvetlidir çünkü onu kalbi
yönetir. Duygularıyla hareket eder. Dans,
müzik ve aşkla yaşamaya inanır. İçgüdülerin
yönettiği İD'in ta kendisidir aslında.. Pan
insanoğlu tek Tanrı'lı dinlere inandıkça,
fetihler yaptıkça, büyük uygarlıklar
kurdukça, bilimde ilerledikçe ve giderek
doğadan ve duygularından uzaklaştıkça
zayıflamış ve sonunda ortadan kaybolmuştur.

Roger Lewin'in Modern İnsanın Kökeni
kitabını karıştırken de rastladım bizim Pan'a.
Bilimadamları bundan tam 20.000 yıl önce
avcı-toplayıcı toplumun mağara duvarlarına
çizdiği yarı insan yarı hayvan figürlere
rastlamışlar. Dağ keçisi boynuzlu, toynak
ayaklı figür bunlardan biri. Ruhların
dünyası ile iletişim kurabilmek için trans
haline geçen Şaman rahipleri bu simgeleri
çiziyormuş.


Tuğba Tarakcı
Mayıs 2007

 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 


7 Yorum

Bilun Şen dedi ki...
Çok güzel bir yazı olmuş.. Sayfa genel olarak zaten çok güzel.. Ellerinize sağlık..
Hemen linklerime ekliyorum..
Sevgiler..
19 Haziran, 2007 21:54  
tugba dedi ki...
İstanbul'da hala keşfedilmeyi bekleyen çok güzel müzelerimiz var. Sürekli olarak ise yeni sergiler açılıyor. Elimden geldiğince takip edip herkesin de gitmesi için paylaşmaya çalışıyorum. Yazıyı beğenmenize çok sevindim. Böyle yorumlar siteyi daha sık güncellemem için motivasyon oluşturuyor. Teşekkür ederim.
21 Haziran, 2007 14:03  
Afyonkarahisar dedi ki...
Evet, yazılarınızın devamını bekliyoruz.
22 Haziran, 2007 19:47  
Bilun Şen dedi ki...
Mutlaka ama mutlaka bekliyoruz devamını.. Zaten arkeoloji-sanat alanına ilgiyi artırmak bu tür şeylerle oluyor.. Heveslendirmek lazım.. Çok teşekkürler tekrar yazı için.. Devam edin Tuğba, bekliyorum ;)
24 Haziran, 2007 14:33  
Hakan dedi ki...
istanbulun altındaki tüneller çok ilgimi çekti, daha fazla detay istiyoruz :)
16 Temmuz, 2007 18:57  
tugba dedi ki...
İleri yazılarımdan biri mutlaka İstanbul'un altındaki tüneller olacak. Araştırmaya başlıyorum :)
21 Temmuz, 2007 13:06  
Yonca dedi ki...
Haldun Hürel'in "İstanbul'u Geziyorum Gözlerim Açık" kitabını öneririm size. Bilmiyorum belki de sahipsinizdir. Bir de yine Haldun Hürel'in "Balatlı Maria".

Özellikle tarihi yarımadaya aşık birisinin bu kitaplardan etkilenmemesi mümkün değil.
31 Ağustos, 2007 17:54  


Yorum Gönder

Bu iletiye linkler:


Bir Bağlantı Yarat

<< Ana Sayfa







Önceki İletiler

RSS

RSS register icon

Sponsor



Dikkatimi Çekenler

Sponsor