Bu yazı Mevlana ile Aşk Ocağında Can Olmak - I yazısının devamıdır.
Mevleviliğin 800 Yılı
Kimdir Mevlana? Mevlevilik Nasıl Doğmuştur?
13. yy başlarında Selçuklu başkenti Konya tasavvuf düşüncesinin merkeziymiş. “Vahdet-i Vücut” ( Kendiliğinden var olan varlık (Yaradan) birdir.) düşüncesinin ilk tohumları burada atılmış. 1229 yılında Selçuklu Sultanı 1. Alaeddin Keykubad ‘ın davetiyle Konya’ya gelen ünlü mistik ve aynı zamanda “Maarif” adlı eserin sahibi Bahaeddin Veled düşünce sistemini oğlu Mevlana’ya miras bırakmış. 1231- 1244 yılları arasında Mevlana Şam’da, Halep’te ve Anadolu’da çeşitli medreselerde olgunlaşma sürecini tamamlamış. Hocasının ölmesiyle üç yıl boyunca derin bir boşluğa düşmüş olan Mevlana bu durumdan 1244 yılında 37 yaşında iken seyyah derviş Şems-i Tebriz ile tanışarak kurtulmuş. Onun kanatları altına girdikten sonra Anka kuşu gibi kendi küllerinden yeniden doğmuş. Şems-i Tebriz Mevlana’nın üzerinde derin izler bırakmış. Fikir Adamı olarak bir deha olan Mevlana onunla tanıştıktan sonra aynı zamanda coşkun bir Gönül Adamı olmuş. Bağlı bulunduğu medreseyi ve yakın çevresini ihmal eden Mevlana tüm zamanını yeni hocasının yanında geçirmeye başlamış. 1247 yılında hocasının vefatı ile ise kendi tasavvuf düşünce sistemini kurma yoluna girmiş. Bu zamandan sonra sema meclisleri düzenlenmeye başlanmış. 1260’da 6 ciltlik ünlü eseri Mesnevi’yi yazmaya başlamış ve vefatından hemen önce bu muazzam eseri tamamlayabilmiş. ( Okumak isteyenlere Şefik Can’ın Ötüken Yayınları’ndan çıkan Mevlana Mesnevi Tercümesi kitabını özellikle tavsiye ederim. ) Mevlana’nın ölüm günü Şeb-i Aruz ( Düğün Günü) olarak kutlanır sema ve musiki eşliğinde. Ölüm günü ağlanacak, ağıt yakılacak, dövünülecek bir gün değil tersine ruhun bedenden ayrılarak özgürlüğüne kavuştuğu, özüne geri döndüğü ve yeniden “Bir” olduğu kutlama günüdür. Bu gün aşığın maşuğa ( Allah) kavuştuğu mutlu bir gündür.
Can, doğan kuşuna benzer, beden ona bir tuzak.
Hz Mevlana
Mevlevilik geleneği Mevlana’nın oğlu ve torununun çabalarıyla Anadolu’da, Balkanlar’da, Rodos, Girit, Kıbrıs ‘ı içeren Akdeniz coğrafyasında ve Arap Vilayetleri’nde hızla yaygınlaşmış. Birbirinin peşi sıra Mevlevihaneler açılmış. Anadolu Beylikleri Mevleviliği beyliklerini meşru kılan hanedanlık dini olarak kabul etmişler. Osmanlı Devleti de Mevleviliğe gereken önemi vermiş ve ilki Galata olmak üzere Yenikapı, Bahariye, Kasımpaşa ve Üsküdar’da mevlevihaneler açılmış.
Matbah-ı Şerif
Mevlevihane’nin can damarıdır. Mevlevi Dervişleri Mevleviliğe ilk adımı burada atarlar. 1001 gün sürecek çileye başlamadan önce 3 günlük bir sınanmadan geçerler. 3 gün boyunca saka postuna oturarak bu çileli yolculuğa başlayıp başlamama kararını verirler. Bu kararı verenler 1001 gün boyunca Mevlevilikle ilgili adap ve erkanı öğrenerek ve 18 ayrı hizmette bulunarak ruhlarını olgunlaştırırlar. Bu sürenin sonunda Mevlevi Derviş’i adayı “Kamil-i İnsan” ( Olgun İnsan) olur ve “Dede” sıfatını almaya hak kazanır.
Mevlevilikte Giyim – Kuşam
Mevlevi Dervişleri kolsuz, yakasız, bele kadar dar, belden aşağıya doğru genişleyen bir eteği olan tennure isminde bir giysi giyerler.
Mevlevilik’te Gündelik Hayat
Mevleviler günlük hayatlarında kullandıkları nesnelere mistik semboller ve yazılar işliyorlar. Böylece, sıradan ve basit eşyanın maddesine ruh verildiğine ve maddenin ruhun aydınlattığı canlı bir varlığa dönüştüğüne inanılıyor.

Hat, Edebiyat ve Mevlevilikte Sembolizm
Taşa, madene, ahşaba, kumaşa her şeye semboller işleniyor Mevlevilikte. Tarikat sembolizmi en çok Sikke şeklinde göze çarpıyor. Mezartaşında kullanılan sikke Vahdet-i Vücut anlayışını temsil ediyor. Posta çantası, mutfak araçları gibi gündelik eşyalarda da sıkça sembollere rastlanıyor.
Hat, ebru, saatçilik gibi genel olarak tezyini sanatı ismiyle anılan sanatların en başarılı örnekleri mütevazi Mevlevi Ustaları tarafından nakşedilmiş. Bu eserlerde Mevleviliğin evrensel düşünce sistemi estetik ile buluşmuş.
Mevlana’nın Eserleri
- Mesnevi
- Divan-ı Kebir
- Fih-i Mafih
- Mektubat
- Mecalis-i Seb’a
Müzik ve Sema
Sema ve Ney Mevleviliğin ilk çağrıştırdığı kavramlar arasında yer alır ve Mevleviliğin ruhu olarak kabul edilirler.
Sema Mevlevi dervişlerinin ney, nısfiye gibi çalgılar eşliğinde, kollarını iki yana açıp kendilerinden geçercesine döndükleri büyülü bir ayindir. Dervişin sağ avucu gökyüzüne, sol avucu ise yeryüzüne dönüktür. Bu Hakk’tan aldıklarını halka dağıttıkları anlamına gelir.
Kamışlıktan kesilerek üflemeli bir çalgı haline getirilen Ney tasavvuf müziğinin en önemli parçasıdır. Ney “Vuslat Aşkını”, “ Vahdet”i simgeler. Ney üflemek Allah’ın kulunu yaratırken ruhundan bir parçayı da kuluna üflemesini temsil eder. Ruh bedenin içinde kaldığı müddetçe ayrılmış olduğu bütüne yani özüne geri dönebilmek için bu dünyada çile ve hasret çeker.
Dinle neyden kim hikayet etmede
Ayrılıklardan şikayet etmede
Hz Mevlana
Odada bulunan CD Çalar’dan sema ayini musikisini dinlemeyi unutmayın. Dinlerken gözünüzü kapatın, o an ve mekanın dışına çıkın ve Ney’in vuslat aşkını iliklerinizde hissedin.
Tuğba TarakcıTemmuz 2007
Etiketler: inanış, inanç, islamfelsefesi, mevlana, mevlevi, mevlevilik, müze, sergi
bu yazıyı sevdin mi?
hemen
una ekle!