.

Pazartesi, Nisan 21, 2008

İstanbul'u Erguvanlar Sardı #

Bilmem farkında mısınız? Bahar geldi. İstanbul Boğazı'nı erguvanlar sardı. Boğaz'a özgü mor-pembe renkli, harikulade görünen ve mis gibi kokular salan bu çiçekler, artık her an karşınıza çıkabilir İstanbul'un bir köşesinde. Eski bir evin bahçesinde, deniz kenarında, bir yokuşun tepesinde... Her sene Nisan ortası Mayıs başı gibi İstanbul'da erguvanların açışını heyecanla bekleyen bir Erguvan aşığı olarak, başım yukarda dolaşırım Nisan'dan itibaren İstanbul sokaklarında. Ve müjde, nihayet göründüler...


Boğaziçi Üniversitesi'ne çıkan Aşiyan yokuşunu tırmanmak bu aralar ayrı bir keyif veriyor bana. Çünkü, yolun kenarlarında baharı müjdeleyen erguvan ağaçları uzanıyor. Yokuşu çıkarken sık sık geriye dönüp arka planda tadına doyulmaz boğaz ile güzelim erguvan ağaçlarını seyretmek ve mis gibi çiçek kokularını büyük nefeslerle içime çekmek, içimi kıpır kıpır ediyor. Erguvanlar insanın içine neşe salıyor. Baharın gelişini, toprağın canlanışını ruhunda hissediyor insan. Yeni bir hayata başlamak gibi. Her şeyi yapabilecek güce sahip olmak gibi. Umut etmek gibi. Aşık olmak gibi. İşte öyle bir duygu sarıyor insanı. O yüzden defalarca yapıyorum aynı hareketi yokuşun başına gelene kadar. Bu kırılgan, nadide ( İstanbul'da sadece bin tane kadar olduğu tahmin ediliyor.) ve uçup gidici çiçekleri bir sene boyunca hafızamda canlı saklı tutabilmek için... Akıp giden zamanı Erguvan zamanında durdurabilmek için...


Ayrıca Adalar'da da bi başka güzel, erguvanların gölgesinde yürümek, faytonla gezmek...


Bahara, Boğaz'a ve dolayısıyla İstanbul'a en yakışan şey Erguvan. Bu gizemli ve büyüleyici çiçek, Farsça'dan gelen ismini renginden alıyor. Erguvan rengi çok nadir bulunan ve zor elde edilen dikenli deniz salyangozundan elde edildiği için Bizans döneminde imparatorluğun rengi olarak kabul edilmiş. Bizans soylularından başkasının erguvan renkli pelerin giymesi yasakmış. Morun asaletin rengi olduğunu okumuştum daha önce. Ancak, mor rengin asaletini verenin erguvan olduğunu yeni öğreniyorum.

Erguvan'a atfedilen bir de Hristiyanlık dönemine ait kutsal bir hikaye var:
'...erguvan ağacının batı dillerindeki karşılığı ise "Judas Tree", “Yahuda’nın ağacı”. İsa’nın 12 havarisinden birisi olan Yahuda, 30 gümüş karşılığında İsa’ya ihanet ediyor. İsa’nın yakalanıp, çarmıha gerilmesine sebep oluyor. Ama daha sonra, bu yaptığına bin pişman olup, büyük bir vicdan azabı çekmeye başlıyor. En sonunda, bu acıya daha fazla dayanamayan Yahuda, kendisini bir erguvan ağacına asıyor. Efsaneye göre de, ağacın daha önce beyaz olan çiçekleri, bu yüzden utançtan kızarıp, erguvan rengini alıyorlar...'*
Siz siz olun, Mayıs başlarında geldiği gibi ansızın ortadan kaybolacak olan Erguvan'ları sakın kaçırmayın. Yoksa, onları tekrar görebilmek için bir yıl beklemek zorunda kalırsınız. Hele ki, erguvanların bugüne kadar hiç ayrımına varmadıysanız, kaçırdığınız zaten çok şey var ve hemen ucundan yakalayın, diyorum. Bu hafta Boğaz kenarına inmeyi ve başınızı yukarı kaldırmayı unutmayın.

Tuğba Tarakcı / 21 Nisan 2008

* Alıntı: Şimdi İstanbul'da Erguvan Zamanı, Ahmet Faik Özbilge


Yazılardan Seçmeler


Cibali-Fener-Balat Gezintisi

Oyuncak Müzesi'nde Nostalji

Eyüp'de Bir Gece

Eyüp'de Gündüz

Etiketler: , , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!






Önceki İletiler

RSS

RSS register icon

Arşiv

Sponsor



Dikkatimi Çekenler

Sponsor