.

Cumartesi, Ağustos 11, 2007

Mevlana ile Aşk Ocağında Can Olmak - II #

Bu yazı Mevlana ile Aşk Ocağında Can Olmak - I yazısının devamıdır.


Mevleviliğin 800 Yılı

Kimdir Mevlana? Mevlevilik Nasıl Doğmuştur?

13. yy başlarında Selçuklu başkenti Konya tasavvuf düşüncesinin merkeziymiş. “Vahdet-i Vücut” ( Kendiliğinden var olan varlık (Yaradan) birdir.) düşüncesinin ilk tohumları burada atılmış. 1229 yılında Selçuklu Sultanı 1. Alaeddin Keykubad ‘ın davetiyle Konya’ya gelen ünlü mistik ve aynı zamanda “Maarif” adlı eserin sahibi Bahaeddin Veled düşünce sistemini oğlu Mevlanaya miras bırakmış. 1231- 1244 yılları arasında Mevlana Şam’da, Halep’te ve Anadolu’da çeşitli medreselerde olgunlaşma sürecini tamamlamış. Hocasının ölmesiyle üç yıl boyunca derin bir boşluğa düşmüş olan Mevlana bu durumdan 1244 yılında 37 yaşında iken seyyah derviş Şems-i Tebriz ile tanışarak kurtulmuş. Onun kanatları altına girdikten sonra Anka kuşu gibi kendi küllerinden yeniden doğmuş. Şems-i Tebriz Mevlana’nın üzerinde derin izler bırakmış. Fikir Adamı olarak bir deha olan Mevlana onunla tanıştıktan sonra aynı zamanda coşkun bir Gönül Adamı olmuş. Bağlı bulunduğu medreseyi ve yakın çevresini ihmal eden Mevlana tüm zamanını yeni hocasının yanında geçirmeye başlamış. 1247 yılında hocasının vefatı ile ise kendi tasavvuf düşünce sistemini kurma yoluna girmiş. Bu zamandan sonra sema meclisleri düzenlenmeye başlanmış. 1260’da 6 ciltlik ünlü eseri Mesnevi’yi yazmaya başlamış ve vefatından hemen önce bu muazzam eseri tamamlayabilmiş. ( Okumak isteyenlere Şefik Can’ın Ötüken Yayınları’ndan çıkan Mevlana Mesnevi Tercümesi kitabını özellikle tavsiye ederim. ) Mevlana’nın ölüm günü Şeb-i Aruz ( Düğün Günü) olarak kutlanır sema ve musiki eşliğinde. Ölüm günü ağlanacak, ağıt yakılacak, dövünülecek bir gün değil tersine ruhun bedenden ayrılarak özgürlüğüne kavuştuğu, özüne geri döndüğü ve yeniden “Bir” olduğu kutlama günüdür. Bu gün aşığın maşuğa ( Allah) kavuştuğu mutlu bir gündür.

Can, doğan kuşuna benzer, beden ona bir tuzak.

Hz Mevlana

Mevlevilik geleneği Mevlana’nın oğlu ve torununun çabalarıyla Anadolu’da, Balkanlar’da, Rodos, Girit, Kıbrıs ‘ı içeren Akdeniz coğrafyasında ve Arap Vilayetleri’nde hızla yaygınlaşmış. Birbirinin peşi sıra Mevlevihaneler açılmış. Anadolu Beylikleri Mevleviliği beyliklerini meşru kılan hanedanlık dini olarak kabul etmişler. Osmanlı Devleti de Mevleviliğe gereken önemi vermiş ve ilki Galata olmak üzere Yenikapı, Bahariye, Kasımpaşa ve Üsküdar’da mevlevihaneler açılmış.


Matbah-ı Şerif

Mevlevihane’nin can damarıdır. Mevlevi Dervişleri Mevleviliğe ilk adımı burada atarlar. 1001 gün sürecek çileye başlamadan önce 3 günlük bir sınanmadan geçerler. 3 gün boyunca saka postuna oturarak bu çileli yolculuğa başlayıp başlamama kararını verirler. Bu kararı verenler 1001 gün boyunca Mevlevilikle ilgili adap ve erkanı öğrenerek ve 18 ayrı hizmette bulunarak ruhlarını olgunlaştırırlar. Bu sürenin sonunda Mevlevi Derviş’i adayı “Kamil-i İnsan” ( Olgun İnsan) olur ve “Dede” sıfatını almaya hak kazanır.

Mevlevilikte Giyim – Kuşam

Mevlevi Dervişleri kolsuz, yakasız, bele kadar dar, belden aşağıya doğru genişleyen bir eteği olan tennure isminde bir giysi giyerler.

Mevlevilik’te Gündelik Hayat

Mevleviler günlük hayatlarında kullandıkları nesnelere mistik semboller ve yazılar işliyorlar. Böylece, sıradan ve basit eşyanın maddesine ruh verildiğine ve maddenin ruhun aydınlattığı canlı bir varlığa dönüştüğüne inanılıyor.

Hat, Edebiyat ve Mevlevilikte Sembolizm

Taşa, madene, ahşaba, kumaşa her şeye semboller işleniyor Mevlevilikte. Tarikat sembolizmi en çok Sikke şeklinde göze çarpıyor. Mezartaşında kullanılan sikke Vahdet-i Vücut anlayışını temsil ediyor. Posta çantası, mutfak araçları gibi gündelik eşyalarda da sıkça sembollere rastlanıyor.

Hat, ebru, saatçilik gibi genel olarak tezyini sanatı ismiyle anılan sanatların en başarılı örnekleri mütevazi Mevlevi Ustaları tarafından nakşedilmiş. Bu eserlerde Mevleviliğin evrensel düşünce sistemi estetik ile buluşmuş.


Mevlana’nın E
serleri

  • Mesnevi
  • Divan-ı Kebir
  • Fih-i Mafih
  • Mektubat
  • Mecalis-i Seb’a

Müzik ve Sema

Sema ve Ney Mevleviliğin ilk çağrıştırdığı kavramlar arasında yer alır ve Mevleviliğin ruhu olarak kabul edilirler.

Sema Mevlevi dervişlerinin ney, nısfiye gibi çalgılar eşliğinde, kollarını iki yana açıp kendilerinden geçercesine döndükleri büyülü bir ayindir. Dervişin sağ avucu gökyüzüne, sol avucu ise yeryüzüne dönüktür. Bu Hakk’tan aldıklarını halka dağıttıkları anlamına gelir.

Kamışlıktan kesilerek üflemeli bir çalgı haline getirilen Ney tasavvuf müziğinin en önemli parçasıdır. Ney “Vuslat Aşkını”, “ Vahdet”i simgeler. Ney üflemek Allah’ın kulunu yaratırken ruhundan bir parçayı da kuluna üflemesini temsil eder. Ruh bedenin içinde kaldığı müddetçe ayrılmış olduğu bütüne yani özüne geri dönebilmek için bu dünyada çile ve hasret çeker.

Dinle neyden kim hikayet etmede
Ayrılıklardan şikayet etmede

Hz Mevlana

Odada bulunan CD Çalar’dan sema ayini musikisini dinlemeyi unutmayın. Dinlerken gözünüzü kapatın, o an ve mekanın dışına çıkın ve Ney’in vuslat aşkını iliklerinizde hissedin.

Tuğba Tarakcı

Temmuz 2007



Etiketler: , , , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!

Cumartesi, Temmuz 21, 2007

Mevlana ile Aşk Ocağında Can Olmak - I #

UNESCO tarafından dünyada 2007 yılının

Mevlana Yılı olarak kabul edilmesinin

ardından Türkiye’de de Mevlana ile ilgili

çeşitli etkinlikler düzenleniyor.


İstanbul’da 25 Ağustos’a kadar Sultanahmet,

Taksim, Bakırköy, Kadıköy gibi meydanlarda

açık havada gerçekleştirilecek sema

gösterileri bu etkinliklerden biri.

Özellikle akşam saatlerinde Sultanahmet

camii avlusunun içinde gerçekleştirilen

sema ayini oldukça mistik ve etkileyici

olmuş. 25 Ağustos’ta aynı mekanda

tekrarlanacak olan ayini kaçırmamak gerekir,

diye düşünüyorum. Diğer bir etkinlik ise

Ayasofya Müzesinin içinde 12 Ağustos’a kadar

ziyarete açık olacak “Aşk Ocağında Can Olmak,

İnsanlığın Mirası: Mevlana
Celalleddin Rumi" sergisi.

Ayasofya’nın gizemli atmosferi içinde sergi

için geçici olarak kurulan mekan birbirinin

içine geçen beyaz odacıklardan oluşan bir

labirenti anımsatıyor. Sergi kapsamındaki

200’e yakın eser Mevlana Müzesi, Konya ve

Ankara Etnografya müzeleri ve İstanbul’daki

muhtelif müzelerden bir süreliğine

getirtilmiş. Mevlevilik kültürünün 800

yıllık tarihi 9 ana odada sergileniyor:

“Hayatı ve Düşünceleriyle Mevlânâ”,
“Mevleviliğin 800 yılı”,
“Mevlevi Dergâhı”,

“Mevlevilikte Gündelik Hayat”,
“Matbah-ı
Şerif”,
“Mevlevilikte Giyim – Kuşam”,
“Müzik
ve Sema”,
“Hat, Edebiyat ve Mevlevilikte Sembolizm”...

İlginçtir, kendi zamanının ve mekanının çok

ötesinde bir evrenselliği yakalamış

felsefesi ile tüm dünyada fırtınalar

koparmış ve muazzam eseri Mesnevi’si ile

“bestseller” listelerinden düşmemiş olan

Mevlana bizim ülkemizde sıklıkla yüzeysel

bir şekilde iki ifade ile anılır: “Gel, gel,

gel ne olursan, gene gel” ( Oysa ki, bu

sözün hocası Şems-i Tebriz’e ait olmasına

karşın Mevlana’ya atfedildiği bilinen bir

gerçektir. ) ve “Hoşgörü”. Bizim

topraklarımızda doğmuş ve 800 yıllık bir

din, felsefe ve kültürün bileşkesi olan

Mevlevilik tüm dünyada derinlemesine

incelenirken ve bundan feyz alınırken, bizim

ülkemizde sığ ve üstün körü bir şekilde ele

alınmış ve kıymeti maalesef yeterince

bilinememiştir. Bu iki ifadenin de bu

serginin kapsamına alınmamasının tesadüf

olmadığını ve bu ironik duruma duyulan bir

tepkinin uzantısı olduğunu düşünüyorum.




Mevlana’nın 7 Öğüdü

Sevgide güneş gibi ol,
Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
Hataları örtmede gece gibi ol,
Tevazuda toprak gibi ol,
Öfkede ölü gibi ol,
Her ne olursan ol,
Ya olduğun gibi görün,
Ya göründüğün gibi ol.

Mevlana’nın Diğer Bazı Beyitleri

Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.

Dün geçti gitti. Dün gibi, dünün sözü de geçti.
Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.

Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir,
Nasıl olur da güneş üflemekle söner?

O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti.
Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var, ne bir eksilme.


9 bölümden oluşan serginin bende bıraktığı

izlerden Aşk Ocağı'nda Can Olmak - II yazımda bahsedeceğim.

Tuğba Tarakcı
Temmuz 2007

Etiketler: , , , , , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!






Önceki İletiler

RSS

RSS register icon

Arşiv

Sponsor



Dikkatimi Çekenler

Sponsor